Turkish » English  |
Indirect results  |
Top  |
| satır |
- {N} line, chopper, chopping knife, cleaver
|
|
| satır |
|
dakt. |
| satir |
|
mit. |
| satır |
meat cleaver.
satır atmak to wreak a great deal of destruction; to kill a lot of people. |
|
| satır |
a line (of writing): Paragrafın üçüncü satırında bir yanlış görüyorum. I see a mistake in the third line of the paragraph. |
|
|
Turkish » German  |
Indirect results  |
Top  |
| satır |
|
|
| satir |
- {N} Satire (F), Satyr (M)
|
|
| satır |
Beil [das], Linie [die], Zeile [die] |
|
| satır |
e Reihe, e Zeile, e Linie; s Hackmesser. |
|
| satır |
Linie |
f |
|
Turkish » Turkish  |
Indirect results  |
Top  |
| satır |
Bir sayfa üzerinde yan yana dizilmiş kelimeler |
|
| satır |
Et kesmeye, kemik kirmaya yarayan agir ve enli bir tür biçak |
|
|
Ottoman » Turkish  |
Indirect results  |
Top  |
| SATİR |
Setreden, örten, kapatan. * Günahları, kusurları örten. |
|
| ŞATIR |
(Şetaret. den) Neş'eli. Şen. * Çevik. Hizmete koşup, her işe hazır bulunan. * Vaktiyle vezirlerin yanında
giden asker. |
|
| ŞATİR |
Irak, uzak, baid. * Garip, yalnız, kimsesiz. |
|
|
Sonuclarinin bu ekranda cikmasini istemediginiz dilleri kaldirabilirsiniz. Bunu yapmak icin Ayarlar bölümümüzü ziyaret ediniz! (Dikkat! Aradığınız kelimenin sonucunu göremeyişiniz o dili devre dışı bıraktığınızdan dolayı olabilir. Tekrar etkinleştirmek için Ayarlar'a gidiniz.)
|