English » Turkish  |
Top  |
| waste |
{weıst}
- {A} boş, ıssız, harap, kasvetli, sıkıcı, boşa harcanan, ekilmemiş, atık, artık, kullanılmış
- {N} atık, artık, boşa harcama, israf, sarfiyat, boş arazi, ekilmemiş toprak, çöp, döküntü, değer kaybı
- {V} boşa geçirmek, boşa harcamak, israf etmek, çarçur etmek, harcamak, heba etmek, harap etmek, tüketmek, öldürmek [Amer.], aşınmak, tükenmek, aşırı zayıflamak, ,
|
|
| waste |
s.
i. atılmış, kullanılmaz; bedenden çıkarılmış, ifraz edilmiş; boş, hali, terkedilmiş; çorak; viran, harap; artık, yeterinden fazla;
i. israf, telef, çarçur, heder, savurma; iyi kullanmama, değerlendirmeme; boş arazi; metruk arazi; beyaban; ıssız yer; yıkım, harabiyet; kullanılmadan boşa giden şey, fire; çöp, artık. waste pipe kutlanılmış veya fazla suyu boşaltma borusu. waste steam fazla buhar, çürük buhar. go to waste ziyan olmak, heder olmak, boşa gitmek. lay waste harap etmek, viraneye çevirmek. |
|
| waste |
f. harap etmek, viraneye çevirmek; aşındırmak, kullanıp yıpratmak; harcamak, boşuna sarfetmek, israf etmek; kaybetmek; (argo) öldürmek; aşınmak; heba olmak; aşırı derecede kilo vermek. waste away zayıflaya zayıflaya eriyip gitmek; ağır ağır azalmak veya telef olmak. wasting
s. zayıflatıcı, çöktürücü; harap eden. |
|
| waste |
s. 1. artık, işe yaramaz. 2. kullanılmış, atılacak (kâğıt). 3. boş, ıssız, hali. 4. viran, harap.
i. 1. ziyan etme, heder etme; ziyan, heder, heba; boşa harcama; israf, çarçur. 2. döküntü, artık; fire. 3. boş arazi. 4. ıssız yer. 5. harabe, virane.
f. 1. ziyan etmek, heder etmek, heba etmek; boşa harcamak; israf etmek, çarçur etmek: He has wasted the money. Parayı israf etti. I have wasted my whole day. Bütün günümü heba ettim. 2. harap etmek, viraneye çevirmek: The invaders wasted the city. İstilacılar kenti harap etti. 3. iyi kullanmamak, boşa harcamak: The company is wasting his talents. Şirket onun yeteneklerini boşa harcıyor. |
|
| waste |
waste
weyst
Sıfat
* artık, işe yaramaz.
* kullanılmış, atılacak (kâğıt).
* boş, ıssız, hali.
* viran, harap.
İsim
* israf.
* döküntü, artık; fire; çöp.
* iyi kullanmama, boşa harcama.
* boş arazi.
* ıssız yer.
* harabe, virane.
Fiil
* israf etmek, boşuna harcamak, çarçur etmek:
He has wasted the money.
Parayı israf etti.
* harap etmek, viraneye çevirmek:
The invaders wasted the city.
İstilacılar kenti harap etti.
* iyi kullanmamak, boşa harcamak:
The company is wasting his talents.
Şirket onun yeteneklerini boşa harcıyor.
* heba etmek, heder etmek, ziyan etmek:
I have wasted my whole day.
Bütün günümü heba ettim. |
|
|
English » Turkish Indirect results |
Top  |
| cotton waste |
|
|
| flax waste |
|
|
| great haste makes waste |
- {ID} acele işe şeytan karışır
|
|
| haste makes waste |
- {ID} acele işe şeytan karışır
|
|
| industrial waste |
- {N} endüstriyel atık, sanayi atığı
|
|
| nuclear waste |
|
|
| solid waste |
|
|
| go to waste |
- {V} boşa gitmek, çöpe gitmek
|
|
| lay waste |
- {V} yakıp yıkmak, harabeye çevirmek
|
|
| waste away |
- {V} gittikçe zayıflamak, aşınmak, yıpranmak, tükenmek, aşırı zayıflamak, har vurup harman savurmak
|
|
| waste disposal |
|
|
| waste not, want not |
- {ID} ayağını yorganına göre uzat
|
|
| waste pipe |
{'weıst,paıp}
- {N} atık su borusu, boşaltma borusu
|
|
| waste product |
- {N} ıskarta, atık, yan ürün
|
|
| waste smb.'s time |
|
|
| waste time |
|
|
| waste water |
|
|
| waste wool |
- {N} kaba yün, ıskarta yün
|
|
| animal waste |
hayvansal artık |
|
| atomic waste |
nükleer atıklar. |
|
|
|