English » Turkish  |
Top  |
| witness |
{'wıtnıs}
- {N} şahit, tanık, tanıklık
- {V} şahit olmak, tanık olmak, şahitlik etmek, sahne olmak, onaylamak, kabul etmek
|
|
| witness |
i.
f. şahit, tanık; şehadet, şahitlik, tanıklık; delil, burhan, hüccet, tanıt;
f. şehadet etmek, tanıklık etmek; görmek, gözü ile görmek, müşahade etmek, şahit olmak. witness box , witness stand tanık kürsüsü. Witness my hand and seal. İmzam ve mührüm buna şahittir(senet sonuna yazılır). bear witness tanıklık etmek. call to witness şahit tutmak, şehadete davet etmek. |
|
| witness |
i. tanık, şahit.
f. 1. bizzat görmek, -e tanık/şahit olmak: Did you witness that event? O olayı bizzat gördün mü? These walls have witnessed a lot of history. Bu surlar birçok tarihi olaya tanık oldu. 2. to -e tanıklık/şahitlik etmek: He witnessed to having seen the murder. Tanıklık ederek cinayeti gördüğünü söyledi. 3. (to) (bir şeyin) kanıtı/delili olmak, (bir şeye) delalet etmek, (bir şeye) işaret etmek: Her absence at the ceremony witnessed her disapproval. Törende hazır bulunmaması, onaylamadığına işaret ediyordu. 4. hazır bulunarak (bir şeye) resmen şahit olmak, tanıklık etmek: Can you witness Hikmet´s will? Hikmet´in vasiyetnamesine tanıklık eder misin? |
|
| witness |
wit.ness
wît'nîs
İsim
* tanık, şahit.
Fiil
* bizzat görmek, -e tanık/şahit olmak:
Did you witness that event?
O olayı bizzat gördün mü?
These walls have witnessed a lot of history.
Bu surlar birçok tarihi olaya tanık oldu.
* {to} -e tanıklık/şahitlik etmek:
He witnessed to having seen the murder.
Tanıklık ederek cinayeti gördüğünü söyledi.
* {(to)} (bir şeyin) kanıtı/delili olmak, (bir şeye) delalet etmek, (bir şeye) işaret etmek:
Her absence at the ceremony witnessed her disapproval.
Törende hazır bulunmaması, onaylamadığına işaret ediyordu.
* hazır bulunarak (bir şeye) resmen şahit olmak, tanıklık etmek:
Can you witness Nazmiye's will?
Nazmiye'nin vasiyetnamesine tanıklık eder misin? |
|
| witness |
şahit, tanık; şehadet, şahitlik, tanıklık; delil, |
|
|
English » Turkish Indirect results |
Top  |
| auricular witness |
|
|
| character witness |
|
|
| expert witness |
|
|
| bear witness |
|
|
| bear witness to |
|
|
| witness box |
{'wıtnıs,bɒks}
- {N} tanık kürsüsü, tanık sandalyesi
|
|
| witness stand |
{'wıtnıs,stænd}
- {N} tanık kürsüsü, tanık sandalyesi
|
|
| bear witness |
tanıklık/şahitlik etmek. |
|
| bear witness to |
(bir şeyin) kanıtı/delili olmak, (bir şeye) delalet etmek. |
|
| give witness |
bak. bear witness. |
|
| take the witness stand |
(tanıklık etmek üzere) tanık kürsüsüne çıkmak. |
|
| witness stand |
(mahkemede) tanığın ifade verdiği yer, tanık/şahit kürsüsü. |
|
| bear witness |
* tanıklık/şahitlik etmek. |
|
| bear witness to |
* (bir şeyin) kanıtı/delili olmak, (bir şeye) delalet etmek. |
|
| give witness |
* tanıklık/şahitlik etmek. |
|
| take the witness stand |
* (tanıklık etmek üzere) tanık kürsüsüne çıkmak. |
|
| witness stand |
* (mahkemede) tanığın ifade verdiğ i yer, tanık/şahit kürsüsü. |
|
| eye witness |
görgü tanığı |
|
| false witness |
yalancı şahit |
|
| witness box |
tanık kürsüsü |
|
|
|